TİMURTAŞ: OKUMAK, AYDINLIĞIN KARANLIĞA DİRENİŞİDİR

Nisan 4, 2015

Bilgi, insani kalkınma ve kültürel mirasın sürdürülebilirliği için yazılı eserlerin korunması ve saklanması gerekmektedir. Bu eserlerin gelecek kuşaklara aktarılmasında en büyük rol kütüphanelere aittir.

 

Kütüphaneleri yalnızca kitapların saklandığı ve sunulduğu mekan olarak düşünmek veya tasarlamak büyük bir hatadır. Bilakis, kütüphaneler şehrin bir parçası olmalıdır, şehirle iç içe olmalıdır. Kütüphaneleri, insanların ve özellikle çocuklar ile gençlerin kitap okumanın yanı sıra keyifle vakit geçirecekleri, fikir sohbetleri yapacakları, küçük çaplı konferanslar organize edebilecekleri birer yaşam alanına dönüştürmeliyiz. Kütüphane denince zihnimizde oluşan “ruhsuz mekan” algısı, yerini “canlı, cezbeden, eğlenceli mekan” olgusuna bırakmalıdır.

 

Kütüphaneler bilginin akılla bütünleştiği, kitlelere ulaşarak sosyalleştiği adeta birer düşünce enstitüsü olmalıdır. Günümüzde teknolojinin sunduğu imkanlar sayesinde bilgiye çok farklı kanallardan ulaşılabiliyor olması, kütüphanelerin sadece bilgiye ulaşılan değil, aynı zamanda birer yaşam alanı ve sosyalleşme ortamı olarak yeniden dizayn edilmesi ihtiyacını teyit etmektedir.

 

Aslında kütüphanelerde sadece kitap okunmamalı, insanlar orada birbirlerinin gönlüne insanlığı, dostluğu, samimiyeti ve bütün dünyayı kuşatan, yaratılmışlara ikram edilen hakikati yazmalıdır.

 

Kütüphaneler soğuk kitap raflarının değil koyu muhabbet saflarının kurulduğu hayat mekânları olmalıdır.

 

Yaşlıyla genç, zenginle fakir orada sadece kitap okumamalı, birbirlerini de okumalıdır. Birbirlerinin hayat hikâyelerine dokunmalıdır. Tecrübe ile acemiliği aynı gergefte dokumalıdır.

 

Milletimiz ve medeniyetimiz okuduklarıyla nifak çıkartanları yakın süreçte tanıdı. Ancak çok şükür hakikatin idrakini infak edenleri tercih etti ve yeni bir tarih yazdı. Bu memleketin kütüphanelerinde artık “yarın bizim ebed bizim” diyen çocuklar var, gençler var ve yaşlılar var. Tam da bu yüzden kütüphaneler hayat merkezi olmalı. Okey ıstakalarının kulak tırmalayan gürültülerinin hâkim olduğu kahvehanelerden ve sanal dünyanın aklı yok sayan mezarlığı internet kafelerden her sayfasında, her sesinde, her kişisinde insanlığın birikimine hayranlığımızı arttıran kıraathanelere ve kütüphanelere yolculuğumuz hızlanmalı ve bizim çocuklarımız, gençlerimiz bundan haz almalıdır. Çünkü biz “ehli dünya” değil “ehli kitabız”.

 

Son peygambere gelen ilk emir değil midir “Oku!”? Öyleyse hem okumalı hem de okunacak eserler yazmalıyız. Okumak, aydınlığa doğru uzanan kutlu bir yürüyüş aynı zamanda aydınlığın karanlığa direnişidir. Okumak, yeni bir medeniyet tasavvuru inşa etmek ve medeniyetin erdemli eylemidir.

 

Tarihte kurulan büyük medeniyetleri incelediğimizde onların, okuyana ve okumaya verdiği değeri görüyoruz. Aynı şekilde medeniyetimizin yetiştirdiği önemli isimlere baktığımızda da okumanın düşünce hayatımızda ne denli öneme sahip olduğunu fark ediyoruz. Düşünce dünyamıza yön vermiş Niyaz-i Mısrî, Sadreddin Konevi, Fethi Gemuhluoğlu gibi yüce şahsiyetlerin bıraktığı mirasa sahip çıkabilmek için okumaya olan ilgiyi farklı kütüphane modelleriyle arttırmalıyız. İnsanların ihtiyaçlarının çeşitliliği farklı kütüphane türlerinin ve farklı okuyucu kitlelerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu yüzden günümüzde sınırlı sayıda bulunan edebiyat müze kütüphanelerinden birini “Niyaz-i Mısrî Edebiyat Müze Kütüphanesi” adı altında Malatya’ya kazandırmalıyız. Bunun yanında yazma eserler konusunda zengin bir içeriğe sahip olan Darende’ye ait Konya’da bulunan eserlerin yeniden ilçeye getirilmesi gerekmektedir. Bütün bu kültürel envanterin Malatya halkına kazandırılması ilimizin entelektüel birikiminin artmasına katkı sunarak geçmişte yüksek nitelikli insanların yetiştiği diyar olarak bilinen şehir kimliğinin ortaya çıkmasına zemin hazırlayacaktır.